Mevzuat | Hesaplamalar | Formlar | SSS | Hayata Dair | İletişim | Hakkımda
 

Geriye dönük bağ-kur sigortalılığının tespti


 

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi

Tarih    : 19.11.2014

Esas No         : 2014/21237

Karar No  : 2014/24391

1479 s. K. Md. 24, 25, 26, Geç. Md. 18

619 s. KHK Geç. Md. 1

GERİYE DÖNÜK BAĞ-KUR SİGORTALILIĞININ TESPİTİ

4956 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 02.08.2003 tarihinden evvel kurum kayıtlarına intikal eden bildirge, prim ödemesi ve sigortalılık talepleri bulunanlar bakımından 1479 sayılı Kanun’un 24 ve 25. maddeleri çerçevesinde yapılacak değerlendirme ile 04.10.2000 tarihinden önceki döneme dair sigortalılık nitelikleri belirlenirken, tescilin belirtilen tarihlerden sonra yapılması durumunda, Yasa’da tanınan süreler içinde borçlanma hakkını kullananların borçlanma koşullarına göre 04.10.2000 tarihi öncesinde sigortalı sayılacağı, ancak borçlanma hakkını süresinde kullanmayanların geriye dönük biçimde 04.10.2000 tarihi öncesine dair herhangi bir sigortalılık tespiti ya da borçlanmasının söz konusu olamayacağı hk.

İstemin Özeti: Dava, vergi borçlanmasının ve bağlı olarak 1479 sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kur sigortalılığının geçerli olduğunun tespiti istemine ilişkindir.

Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.  

Karar: 1479 sayılı Kanun’un 26. maddesi sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemeyeceğini, aynı Kanun’un 25. maddesi ise, yasal şartların gerçekleştiği tarihte sigortalılığın kendiliğinden başlayacağını hüküm altına almıştır. Öte yandan, kanun koyucu, 26. madde ile sigortalılara, 3 ay içinde Kurum’a başvurarak kayıt ve tescillerini yaptırmak yükümünü getirmiş, tescillerini yaptırmayanlar hakkında ise, Kurum’ca resen tescil işleminin yapılacağı emredici şekilde kurala bağlanmıştır.

01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Kanun’un 24. maddesine göre, bir kimsenin zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olması için, meslek kuruluş kaydı ile birlikte, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışması gerekli iken, anılan maddelerde 19.04.1979 gün ve 2229 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile meslek kuruluş kaydı zorunluluğu kaldırılarak, “kendi adına ve hesabına” çalışma koşulu ve belirtilen nitelikte çalışmaya başlama tarihi sigortalılık niteliğini kazanmak için yeterli kabul edilmiştir. Öte yandan, 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Kanun’un 6. maddesi ile değişik 1479 sayılı Kanun’un 24. maddesinde, zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olmak için ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya götürü usulde gelir vergisi mükellefi olma, gelir vergisinden muaf olanların da meslek kuruluşuna kayıtlı olması hükmü yer almaktadır. Yine 22.03.1985 tarihinde 3165 sayılı Kanunla getirilen düzenleme ile de kendi nam ve hesabına çalışanlardan vergi mükellefi olan, esnaf siciline veya meslek kuruluşuna kaydı olanların Bağ-Kur sigortalısı olacağı belirtilmiştir.

619 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile getirilen düzenlemelerin, anılan KHK’nın Anayasa Mahkemesi’nce iptalinden sonra 4956 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle bu kez; gerçek ve basit usulde gelir vergisi mükellefi olanlar, mükellefiyet tarihinden, gelir vergisinden muaf olanlardan Esnaf ve Sanatkarlar Sicili ile birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun kayıt olanlar ise talep tarihinden itibaren zorunlu sigortalı olarak Kanun kapsamına alınmışlardır.

Hukuk Genel Kurulu’nun, 03.11.2004 gün ve 2004/10-524-581 sayılı Kararı’nda da vurguladığı üzere, sosyal güvenlik hakkı, temel insan haklarından olup, uluslararası hukuk normları ile Anayasalarda güvence altına alınmıştır. Ülkemizin ekonomik, sosyal ve kültürel değişimi sosyal güvenlik haklarına olumlu yansımakla birlikte, kimi zaman bu hakları sınırlayıcı düzenlemelere gidildiği de görülmektedir.

Uyuşmazlığın çözümü, sigortalılık niteliğini taşıdıkları halde Bağ-Kur’a kayıt ve tescil yaptırmamış olanlar hakkında Bağ-Kur Kanunu’nda öngörülen düzenlemelerin irdelenmesini zorunlu kılmaktadır.

1479 sayılı Kanun, zorunlu sigortalılık şemsiyesi altına en son alınan “esnaf ve sanatkarlar ve diğer bağımsız çalışanlara” Kanun’da yazılı sosyal güvenlik hükümlerini uygulama amacını taşımakta olup, 26. madde ile sigortalı olma hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemeyeceği ve kaçınılamayacağını, bu Kanun’a göre sigortalı sayılanların, sigortalı sayıldıkları tarihten itibaren üç ay içinde Kurum’a başvurarak kayıt ve tescil yaptırmalarının zorunlu olduğunu, aksi durumda Kurum tarafından resen tescil işleminin yapılacağı hükme bağlanmıştır.

Buna karşın, 1479 sayılı Kanun’da sigortalılık hak ve mükellefiyetlerinin belirli tarihlerden başlatılmasını zorunlu kılan düzenlemeler de yer almaktadır. Bunlardan ilki, “Tescilini yaptırmayanlar hakkında yapılacak işlemler” başlıklı Ek-Geçici 13. madde hükmünde, tescilleri yapılmamış ancak sigortalılık niteliğini taşıyanlar yönünden Kanun’un tanıdığı hak ve mükellefiyetlerin 2654 sayılı Kanun’un yürürlük tarihi olan 20.04.1982 tarihinden başlatılacağı öngörülmüştür.

619 sayılı KHK’nın Geçici 1. maddesi hükmünde ise;

“Bu Kanun’a göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde bu Kanun Hükmünde Kararname’nin yürürlüğe girdiği tarihe kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olan sigortalıların sigortalılık hak ve mükellefiyetleri bu Kanun Hükmünde Kararname’nin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlar. Ancak, 1479 sayılı Kanun’a göre zorunlu sigortalı olarak tescil edilmiş olmak kaydıyla, 20.04.1982 tarihinden bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar vergi dairelerine kayıtlı olarak kendi nam ve hesabına bağımsız çalıştıklarını belgeleyen sigortalıların, vergiye kayıtlı bulundukları süreler, bu süreye ilişkin primleri, ödeme tarihinde bulundukları gelir basamağı prim tutarı üzerinden ödemek kaydıyla sigortalılık süresi olarak değerlendirilir.” denilmekte olup, 04.10.2000 tarihinde yürürlüğe girmiş ise de, Anayasa Mahkemesi’nin 08.08.2001 tarihinde yürürlüğe giren 26.10.2000 günlü kararı uyarınca 619 sayılı KHK tüm hükümleriyle iptal edilmiştir.

4956 sayılı Kanun’un 47. maddesiyle, Bağ-Kur Kanunu’na eklenen Geçici 18. madde;

“Bu Kanun’a göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde 04.10.2000 tarihine kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olan sigortalıların sigortalılık hak ve mükellefiyetleri 04.10.2000 tarihinden itibaren başlar. Ancak, bu Kanun’a göre zorunlu sigortalı olarak tescil edilmiş olanların sigortalılıkları, bu Kanun’un yürürlük tarihinden itibaren altı ay içinde Kuruma yazılı olarak başvurmaları ve 20.04.1982-04.10.2000 tarihleri arasındaki vergi kayıtlarını belgelemek ve belgelenen bu sürelere ilişkin olarak 49. ve ek 15. maddelere göre hesaplanacak prim borçlarının tamamını, tebliğ tarihinden itibaren bir yıl içinde, ödeme tarihinde bulundukları gelir basamağının yürürlükte olan prim tutarı üzerinden ödemek kaydıyla bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir.” hükmünü amirdir.

Tüm bu düzenlemelere göre 4956 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 02.08.2003 tarihinden önce Kurum kayıtlarına intikal eden bildirge, prim ödemesi ve sigortalılık talepleri bulunanlar yönünden 1479 sayılı Kanun’un 24 ve 25. maddeleri çerçevesinde yapılacak değerlendirme ile 04.10.2000 tarihinden önceki döneme ilişkin sigortalılık nitelikleri belirlenirken, tescilin belirtilen tarihlerden sonra yapılması durumunda, Kanun’da tanınan süreler içinde borçlanma hakkının kullananlar borçlanma şartlarına göre 04.10.2000 öncesinde sigortalı sayılacak ancak borçlanma hakkını süresinde kullanmayanlar yönünden artık geriye dönük olarak 04.10.2000 tarihi öncesine ilişkin herhangi bir sigortalılık tespiti ya da borçlanması söz konusu olamayacaktır.

Öte yandan; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesinde; “...taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre; hükümlerin çelişkiden uzak ve infaza elverişli olması, gerçeğe ve hukuka uygun bir karar verilmesi gerektiği gibi, ileriye dönük olarak ve şarta bağlı biçimde karar tesis edilmesi mümkün değildir.

Somut olayda; 01.01.1982 - 14.03.1990, 05.07.1996 - 29.01.2000 ve 29.01.2000 - 20.03.2001 tarihleri arasında vergi, 15.02.1988 - 06.02.2008 tarihleri arasında Şoförler Odası ve 20.02.1989 - 28.09.2011 tarihleri arasında Esnaf Sicil kaydı bulunan davacının, 19.03.2003 tarihinde davalı Kurum kayıtlarına intikal eden giriş bildirgesi ile 1479 sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kur tescili yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının sigortalılık kayıt ve tescili 4956 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 02.08.2003 tarihinden çok önce yapıldığından artık hakkında Geçici 18. maddenin uygulanması imkanı bulunmadığından sigortalılığının 1479 sayılı Kanun’un 24 ve 25. maddeleri çerçevesinde yapılacak değerlendirmeyle belirlenmesi gerekir. Ne var ki; davalı Kurum tarafından davacının sigortalılığı 04.10.2000 tarihinden başlatılarak hakkında Geçici 18. madde uyarınca işlem yapıldığı, 20.04.1982-04.10.2000 tarihleri arasındaki kayıtlarına istinaden vergi borçlanması için süre verilerek eksik ödediğinden bahisle borçlanma işleminin iptal edildiği anlaşılmaktadır. Davacı vergi borçlanmasının ve buna bağlı olarak Bağ-Kur sigortalılığının geçerli olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davacının 20.04.1982 tarihinden itibaren sigortalılığının kendi nam ve hesabına çalışması ve sigortalılığına esas kayıtlar da nazara alınarak yapılacak araştırma ve değerlendirmeye göre tespitiyle sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken; eksik araştırma ve inceleme ile “borçlanma talebinin yerinde bulunmadığına, davacının borcunun davalı kurumca yeniden hesaplanarak davacıya bildirilmesinden itibaren 15 günlük süre içerisinde ödemenin yapılması halinde borçlanmanın geçerli olacağının tespitine” şeklinde şarta bağlı olarak hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma gerekir.

O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına, oybirliği ile karar verildi.




  • Bunları Unutmayın

    Tümünü Gör
  • E-Bülten



Mevzuat | Hesaplamalar | Formlar | SSS | Hayata Dair | İletişim | Hakkımda
Sitemizde yer alan bilgiler belli bir konunun veya konuların çok geniş kapsamlı bir şekilde ele alınmasından ziyade genel çerçevede bilgi vermek ve yorum yapmak amacını taşımaktadır. Bu paylaşımlar ile amacımız muhasebe, vergi, yatırım, danışmanlık alanlarında veya diğer türlü profesyonel bağlamda tavsiye veya hizmet sunmak değildir. Bilgileri kişisel finansal veya ticari kararlarınızda yegane dayanak olarak kullanmaktan ziyade, konusuna hakim profesyonel bir danışmana başvurmanız tavsiye edilir. Bu site ve içeriğindeki bilgiler, oldukları şekliyle sunulmaktadır; S.M. Mali Müşavir Burhan Eray bunlarla ilgili sarih veya zımni bir beyan ve garantide bulunmamaktadır. S.M. Mali Müşavir Burhan Eray, söz konusu site ve içeriğindeki bilgilerin hata içermediğine veya belirli performans ve kalite kriterlerini karşıladığına dair bir güvence vermemektedir. Site ve içeriğindeki bilgileri kullanımınız sonucunda ortaya çıkabilecek her türlü risk tarafınıza aittir ve bu kullanımdan kaynaklanan her türlü zarara dair risk ve sorumluluk tamamen tarafınızca üstlenilmektedir. S.M. Mali Müşavir Burhan Eray, söz konusu kullanımdan dolayı, (ihmalkarlık kaynaklı olanlar da dahil olmak üzere) sözleşmesel bir dava, kanun veya haksız fiilden doğan her türlü özel, dolaylı veya arızi zararlardan ve cezai tazminattan dolayı sorumlu tutulamaz.

© 2006-2012 Burhan Eray | Serbest Muhasebeci Mali Müşavir |