Mevzuat | Hesaplamalar | Formlar | SSS | Hayata Dair | İletişim | Hakkımda
 

TTK' da yer alan "Özkaynaklar Arasında Bulunan Fonlar Sermayeye Eklenmedikçe Sermaye Artırılamaz” Hükmünün Değerlendirilmesi ve Olası Vergisel Sonuçları



I- GİRİŞ

Bilindiği üzere 6102 sayılı (Yeni) Türk Ticaret Kanunu (TTK) 14.02.2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yasalaştı.

30 Haziran 2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 6335 sayılı Yasa ile de 6102 sayılı (Yeni) TKK’nın 100’ün üzerinde maddesinde değişiklik yapıldı.

6102 sayılı (Yeni) TTK’nın hükümlerinin çok büyük bir kısmı 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girdi.

Yeni TTK’nın “Şirketler Hukuku”na getirdiği yeniliklerden en önemlileri arasında sermaye artırım düzenlemelerini de saymak gerekir.

II-ANONİM ŞİRKETLERDE SERMAYE ARTIRIMI

TTK’nın 456. madde hükmüne göre, iç kaynaklardan yapılan artırım hariç, payların nakdi bedelleri tamamen ödenmediği sürece sermaye artırılamaz. Sermayeye oranla önemli sayılmayan tutarların ödenmemiş olması sermaye artırımını engellememektedir.

Sermaye artırımı, genel kurul veya yönetim kurulu kararı tarihinden itibaren üç ay içinde tescil edilemediği takdirde, genel kurul veya yönetim kurulu kararı ve alınmışsa izin geçersiz hale gelir.

Kayıtlı sermaye sisteminde ise halka açık olmayan bir anonim şirkette, ilk veya değiştirilmiş esas sözleşme ile esas sözleşmede belirlenen kayıtlı sermaye tavanına kadar sermayeyi artırma yetkisi yönetim kuruluna tanındığı takdirde, bu kurul sermaye artırımını Kanundaki hükümler çerçevesinde ve esas sözleşmede öngörülen yetki sınırları içinde gerçekleştirebilir. Bu yetki en çok beş yıl için tanınabilir (TTK md. 460).

Her pay sahibi, yeni çıkarılan payları, mevcut paylarının sermayeye oranına göre alma hakkını haizdir.

Genel kurulun sermayenin artırımına ilişkin kararı ile pay sahibinin rüçhan hakkı, ancak haklı sebepler bulunduğu takdirde ve en az esas sermayenin yüzde altmışının olumlu oyu ile sınırlandırılabilir veya kaldırılabilir. Özellikle, halka arz, işletmelerin, işletme kısımlarının, iştiraklerin devralınması ve işçilerin şirkete katılmaları haklı sebep kabul olunur. Rüçhan hakkının sınırlandırılması ve kaldırılmasıyla, hiç kimse haklı görülmeyecek şekilde, yararlandırılamaz veya kayba uğratılamaz. Nisaba ilişkin şart dışında bu hüküm kayıtlı sermaye sisteminde yönetim kurulu kararına da uygulanır. Yönetim kurulu, rüçhan hakkının sınırlandırılmasının veya kaldırılmasının gerekçelerini; yeni payların primli ve primsiz çıkarılmasının sebeplerini; primin nasıl hesaplandığını bir rapor ile açıklar. Bu rapor da tescil ve ilan edilir.

Yönetim kurulu yeni pay alma hakkının kullanılabilmesinin esaslarını bir karar ile belirler ve bu kararda pay sahiplerine en az on beş gün süre verir. Karar tescil ve ilan olunur. Ayrıca şirketin internet sitesine konulur (TTK md. 461).

III- LİMİTED ŞİRKETLERDE SERMAYE ARTIRIMI

Limited şirketlerde kuruluş hakkındaki hükümlere ve özellikle sermayenin ayın olarak konulması ve bir işletme ile ayınların devralınmasına dair kurallara uymak şartıyla esas sermaye artırılabilir (TTK md. 590).

Şirket sözleşmesinde veya artırma kararında aksi öngörülmemişse, her ortak, esas sermaye payı oranında, esas sermayenin artırılmasına katılmak hakkını haizdir.

Rüçhan hakkının kullanılabilmesi için en az on beş gün süre verilmesi zorunludur (TTK md. 591).

IV- “ÖZKAYNAKLAR ARASINDA BULUNAN FONLAR SERMAYEYE EKLENMEDİKÇE SERMAYE ARTIRILAMAZ” HÜKMÜNÜN DEĞERLENDİRİLMESİ

6102 sayılı (Yeni) Türk Ticaret Kanunu’nun 462. maddesine göre anonim şirketlerde sermaye artırımında;

1. Esas sözleşme veya genel kurul kararıyla ayrılmış ve belirli bir amaca özgülenmemiş yedek akçeler ile kanuni yedek akçelerin serbestçe kullanılabilen kısımları ve mevzuatın bilançoya konulmasına ve sermayeye eklenmesine izin verdiği fonlar sermayeye dönüştürülerek sermaye iç kaynaklardan artırılabilmektedir.

2. Sermayenin artırılan kısmını iç kaynaklardan karşılayan tutarın şirket bünyesinde gerçekten var olduğu, onaylanmış yıllık bilanço ve  “yönetim kurulunun” vereceği açık ve yazılı bir beyanla doğrulanmak zorundadır.

Bilanço tarihinin üzerinden altı aydan fazla zaman geçmiş olduğu takdirde, yeni bir bilanço çıkarılması ve bunun “önetim kurulu” tarafından onaylanmış olması şarttır.

3. Bilançoda sermayeye eklenmesine mevzuatın izin verdiği fonların bulunması halinde, bu fonlar sermayeye dönüştürülmeden, sermaye taahhüt edilmesi yoluyla sermaye artırılamaz. Hem bu fonların sermayeye dönüştürülmesi hem de aynı zamanda ve aynı oranda sermayenin taahhüt edilmesi yoluyla sermaye artırılabilir. Artırım genel kurul veya yönetim kurulu kararının ve esas sözleşmenin ilgili maddelerinin değişik şeklinin tescili ile kesinleşir. Tescil ile o anda mevcut pay sahipleri, mevcut paylarının sermayeye oranına göre bedelsiz payları kendiliğinden iktisap ederler. Bedelsiz paylar üzerindeki hak kaldırılamaz ve sınırlandırılamaz; bu haktan vazgeçilemez.

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nca yayımlanan 23 Ocak 2013 tarihli Genelge’de ise aşağıdaki açıklamalara yer verilmiştir:

“Bilançolarında sermayeye eklenmesine mevzuatın izin verdiği fonları bulunan ve halka açık olmayan ve halka açılmak üzere Sermaye Piyasası Kuruluna başvurmayan anonim şirketlerde sermaye tutarı kadar fonların da eş zamanlı olarak sermayeye dönüştürülmesi gerekmektedir. Fonlar sermayeye dönüştürülmeden veya fonlar sermayeye dönüştürülürken eş zamanlı olarak fonların tutarından daha yüksek miktarda sermaye taahhüdü yoluyla sermayenin artırılabilmesi ise bu amaçla yapılacak genel kurul toplantısında bütün pay sahiplerinin temsil edilmeleri ve sermaye artırımına ilişkin kararın oybirliğiyle alınmış olması şartına bağlıdır.”

TTK’nın metnine yukarıda yer verdiğimiz 462. madde hükmü oldukça açıktır. Anılan hükme göre bilançoda sermayeye eklenmesine mevzuatın izin verdiği fonların bulunması halinde, bu fonlar sermayeye dönüştürülmeden sermaye taahhüt edilmesi yoluyla sermaye artırımı yapılması mümkün değildir.

Bahsolunan hüküm, yüksek tutarlı nakit sermaye artırımlarında özellikle küçük pay sahiplerinin sermaye artırımına katılamamaları ve buna bağlı olarak şirket öz varlıkları arasında bulunan sermaye ve kar yedeklerinden payına düşen miktarları kendi aleyhine olarak diğer ortaklarla paylaşmak zorunda kalmasını önlemeye yönelik olarak getirilmiştir. Dolayısıyla anılan maddede öngörülen yasak yerindedir.

İlgili hükmün gerekçesinde aşağıdaki açıklamalara yer verilmiştir:

“Üçüncü fıkranın birinci cümlesi pay sahiplerinin korunması amacıyla konulmuş, istisnası bulunmayan, başka bir deyişle hiçbir sebeple bertaraf edilemeyecek olan emredici bir kuraldır.

Uygulamada, bazı şirketlerin, bilânçoda sermayeye eklenebilecek bir fon mevcutken veya böyle bir fonun hesaplanıp bilânçoya konulması yolu açıkken, önce nakdî sermaye artırımı yaparak ve çoğu kez bunun miktarını yüksek tutarak, artırıma bazı pay sahiplerinin katılamamalarından diğer bir grup pay sahibine yarar sağladıkları görülmektedir. Tasarı birinci cümle ile buna cevaz olmadığını emredici bir şekilde ifade etmiştir. Kural hakim öğretinin ve Yargıtay'ın görüşlerini kanunlaştırmaktadır. Bu emredici kurala aykırılığın hukukî sonucu butlandır.”

Haklı sebeplerle rüçhan hakkının kısıtlanması ve ortakların buna ittifak halinde onay vermeleri veya sermaye artırımının her bir ortağın hissesine tekabül eden oranda artırılması durumunda herhangi bir hak ihlalinden de bahsedilemeyeceği için bu şartların varlığına rağmen fonların sermayeye eklenmesi gerekliği anılan hükmün muhtelif durumlar değerlendirilmeden en kötü olasılığa karşı toptancı anlayışla kurgulandığı kanaatini doğurmaktadır. Bu durumun piyasa tarafından ilk aşamada tespiti ve çeşitli itirazlarda bulunulması neticesinde, yukarıda yer verilen Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nca yayımlanan Genelge ile uygulama hafifletilmiştir. Anılan Genelge ile fonlar sermayeye dönüştürülmeden veya fonlar sermayeye dönüştürülürken eş zamanlı olarak fonların tutarından daha yüksek miktarda sermaye taahhüdü yoluyla sermayenin artırılabilmesi, bu amaçla yapılacak genel kurul toplantısında bütün pay sahiplerinin temsil edilmeleri ve sermaye artırımına ilişkin kararın oybirliğiyle alınmış olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi ile mümkün kılınmıştır.

Yukarıda yer verilen Genelge, uygulamada ortaya çıkacak çeşitli tıkanıklıkları aşma amacına yönelik olsa da Yasaya uygun değildir. Bu nedenle Genelge uygulamasına dayanacak işlemlerin iptali her zaman olasılık dahilinde görülmelidir. Zira açık yasa hükmünün hilafına bir uygulama hukuken “butlan”dır.

Yapılan açıklamalar çerçevesinde, şirket ortaklarının menfaatine zarar vermeyecek durumlarda sermaye artışının, fonların sermayeye eklenmesi zorunluluğuna bağlı kalınmaksızın serbest bırakılması ve bu amacı gerçekleştirecek şekilde anılan hükmün özenli bir kurgu ile yeniden yazılması isabetli olacaktır kanaatindeyiz.

Öte yandan 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 12/6. maddesinde;

“6102 sayılı Kanunun 346. maddesi ile 462. maddesinin üçüncü fıkrası halka açık ve halka açılmak üzere Kurula başvuran ortaklıklara uygulanmaz.”

denilmek suretiyle TTK’nın 462/3. maddesinde öngörülen yasak, halka açık ve hakla açılmak üzere Kurula başvuran ortaklıklar için kaldırılmıştır. TTK’nın 462/3. maddesinin getiriliş amacı dikkate alındığında öncelikle halka açık şirketlerde küçük pay sahiplerinin haklarının korunması gerektiği açıktır.  

Uygulamanın limited şirketlerde de geçerli olup olmadığı hususunda ise TTK’nın limited şirketlerle ilgili hükümlerinde 462/3. maddeye doğrudan bir atıfta bulunulmadığı için anılan yasağın limited şirketlerde geçerli olmadığı kanaatindeyiz. Ancak bahsolunan hükmün limited şirketler için de geçerli olduğu yönünde görüşler bulunduğunu belirtmek isteriz. 

V- ÖZKAYNAKLAR ARASINDA BULUNAN FONLAR SERMAYEYE EKLENMEDİKÇE SERMAYE ARTIRILAMAZ HÜKMÜNÜN OLASI VERGİSEL SONUÇLARI

TTK’nın 462/3. maddesinde yer alan “bilançoda sermayeye eklenmesine mevzuatın izin verdiği fonların bulunması halinde, bu fonlar sermayeye dönüştürülmeden, sermaye taahhüt edilmesi yoluyla sermaye artırılamaz” hükmünde geçen “fonlar” ibaresinin neyi ifade ettiği yasada belirtilmemiştir. Ancak gerekçede yer alan açıklamalardan ve muhasebe uygulamaları ile vergi kanunlarının ilgili hükümlerinden hareketle, ilgili mevzuatlarında fon olarak adlandırılan muhasebe kalemlerinin bu kapsamda yorumlanması gerektiği kanaatindeyiz. Buna göre;

1) Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298. maddesi kapsamında hesaplanan “Sermaye Düzeltmesi Olumlu Farkları” ve “Öz Kaynaklar Enflasyon Düzetme Farkları”

2) 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5/1-e bent hükmü kapsamında gayrimenkul ve iştirak hissesi satış kazancı istisnadan yararlandırılan ve fon hesabında takip edilen %75’lik kazanç kısmı,

3) İlgili mevzuatında bilançonun pasifinde fon olarak takip edileceği ifade edilen ve sermayeye eklenmesine izin verilen diğer fonlar

Konuya ilişkin bazı makalelerde, emisyon primleri, yasal yedek akçelerin serbestçe kullanılabilecek kısımları, şirket sözleşmesi uyarınca veya genel kurul kararı ile ayrılan olağanüstü yedekler ve geçmiş yıllar karları da TTK’nın 462/3. maddesinde ifade edilen fonlar arasında değerlendirilmiştir. Yasanın anılan maddesinin gerekçesi dikkate alındığında, Kanun koyucunun amacının bahsolunan bilanço kalemlerinin de “fonlar” kapsamında değerlendirilmesini zorunlu kıldığı söylenebilir. Fakat Yasa maddesinin açık lafzı karşısında kapsamı genişletecek nitelikteki bu yorumların yasal dayanağını oluşturmak mümkün görülmemektedir.      

TTK’nın 462/3. maddesine uygun olarak nakdi sermaye artışı öncesinde Yasada belirtilen fonların sermayeye eklenmesi ve ileride muhtelif nedenlerle sermaye azaltımına gidilmesi durumunda vergisel eleştirilerin ortaya çıkması muhtemel görülmektedir.

TTK’nın 473. maddesine göre;

“Bir anonim şirket sermayesini azaltarak, azaltılan kısmın yerine geçmek üzere bedelleri tamamen ödenecek yeni paylar çıkarmıyorsa, genel kurul, esas sözleşmenin gerektiği şekilde değiştirilmesini karara bağlar. Genel kurul toplantısına ilişkin çağrı ilanlarında, mektuplarda ve internet sitesi bildiriminde, sermaye azaltılmasına gidilmesinin sebepleri ile azaltmanın amacı ve azaltmanın ne şekilde yapılacağı ayrıntılı bir şekilde ve hesap verme ilkelerine uygun olarak açıklanır. Ayrıca yönetim kurulu bu hususları içeren bir raporu genel kurula sunar, genel kurulca onaylanmış rapor tescil ve ilan edilir.”

TTK’nın yukarıda yer verilen hükmü ile diğer ilgili hükümler birlikte değerlendirildiğinde, sermaye azaltımına gidilmesi durumunda azaltım karşılığında ortaklara verilecek değerlerin (nakit para, ortaklardan alacaklar hesabına mahsup, şirket aktifinde yer alan bir kıymetin ortağa terki gibi) sermayeyi oluşturan hangi unsurlardan karşılandığının tespiti önemlidir. Burada konuya ilişkin olarak tespit edilen görüşler aşağıda özetlenmiştir:

1. Görüş:

TTK’nın 462/3. maddesinde yer alan “bilançoda sermayeye eklenmesine mevzuatın izin verdiği fonların bulunması halinde, bu fonlar sermayeye dönüştürülmeden sermaye taahhüt edilmesi yoluyla sermaye artırılamaz” hükmü sermaye azaltımında “Son Giren İlk Çıkar” yöntemini getirmiştir. Anılan düzenleme uyarınca sermaye azaltımında, tüm artırımların tersinden gidilmek suretiyle işlem yapılmalı ve bu kapsamda vergiye tabi değerlerin bulunması durumunda gerekli vergileme yapılmalıdır. Örneğin bilançoda yer alan fonlar sermayeye eklendikten sonra nakit sermaye artırımına gidilmişse ve bu işlemlerden belli bir süre sonra mevcut sermayenin azaltım kararı alınmışsa, öncelikle son nakit artırımın ortaklara iade edildiği, bunun üzerinde bir kısım var ise bu kısmın da nakit artırım öncesinde sermayeye eklenmiş olan fonlardan karşılandığı kabul edilmelidir. Nakit artırımın ortaklara iadesi vergiye tabi olmamakla birlikte, fonların ortaklara dağıtımı kar dağıtımında stopaj ve kurumlar vergisi uygulamaları açısından değerlendirilerek gerekli vergi uygulamaları yapılmalıdır.

2. Görüş:

Sermaye azaltımının sermayeyi oluşturan unsurların toplam sermaye içindeki payları oranında gerçekleştirildiği yorumu ile yukarıda belirtilen vergi uygulamaları yapılmalıdır. Bize göre doğruya en yakın uygulama bu uygulamadır. Zira azaltımın sermaye havuzundan yapıldığı, sermayeyi oluşturan unsurların gerek sermaye hesabında gerekse karşılığını oluşturan ilgili aktif hesaplarda çözülmüş olduğu gerçeği bu uygulamayı akla en yakın uygulama kılmaktadır. Bu kapsamda, sermaye azaltımının orantılama yapmak suretiyle sermayeyi oluşturan bütün unsurlardan karşılandığını kabul etmek, vergisel riski de minimize edecektir kanaatindeyiz        

3. Görüş:

Sermaye azaltımının sermayeyi oluşturan hangi unsurlardan karşılandığının şirket genel kurul kararında belirlenmesi ve vergi uygulamalarının da buna göre yapılması gerektiği yorumu ile de karşılaşılmaktadır. Ancak TTK’da bu uygulamaya cevaz veren bir hüküm olmadığı gibi bu yönde alınacak bir genel kurul kararının vergi uygulamasını ne derece bağlayacağı hususu da tartışmalıdır. Zira şirket kazancına ortak olan devlet hazinesinin menfaati aleyhine, şirket ortaklarının vergisiz sermaye azaltımını sağlayacak yönde karar alması neredeyse kesinken, bu yöndeki genel kurul kararına katılamamış olan hazinenin, kararın sonuçlarına her halükarda katılması gerekeceği yorumu makul görülememektedir. Bunun içindir ki Kanun koyucu, Vergi Usul Kanunu’nun 8/3. maddesinde “vergi kanunlarıyla kabul edilen haller müstesna olmak üzere, mükellefiyete veya vergi sorumluluğuna müteallik özel mukaveleler vergi dairelerini bağlamaz” hükmünü ihdas etmiştir.

4. Görüş:

Bu görüş Maliye İdaresinin yorumu olup sermaye azaltımının öncelikli sermayeyi oluşturan vergili sermaye unsurlarından karşılandığını kabul etmek gerektiği yönündedir. Ancak bu yorum, şirket ortaklarının genel kurulda, sermaye azaltımının vergisiz kaynaklardan yapıldığı yönünde karar alabileceğine ilişkin yorumun bir benzeri olup aynı derecede makul görülmemektedir. 

Maliye İdaresinin, Özelge havuzunda yer alan konuya ilişkin görüşü aşağıdaki gibidir:   

“İlgide kayıtlı talep formunuzda, 17.575 TL enflasyon düzeltmesi olumlu farkları, 222.425 TL geçmiş yıl karları ile 2010 yılında 5811 sayılı Kanun kapsamında yapılan beyan edilen 40.000 TL'nin sermayeye ilavesi ile Şirketiniz sermayesinin toplamda 780.000 TL olduğu belirtilerek ortaklarınız tarafından nakit olarak yatırılmış olan 500.000 TL'lik kısmının sermaye azaltılması suretiyle ortaklarınıza dağıtılması halinde gelir vergisi tevkifatına tabi olup olmadığı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmiştir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 6. maddesinde, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanunu’nun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

Gelir Vergisi Kanunu’nun 94. maddesinin birinci fıkrasının (6/b) bendi, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 15. maddesinin ikinci fıkrası ile 30. maddesinin üçüncü fıkrasında kâr payları üzerinden yapılacak vergi kesintisine ilişkin hükümlere yer verilmiştir. 03.02.2009 tarih ve 2009/14592, 14593 ve 14594 sayılı Bakanlar Kurulu Kararları uyarınca kâr payları üzerinden yapılacak vergi kesintisi oranları %15 olarak belirlenmiştir.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 298. maddesinin (A) fıkrasının (5) numaralı bendinde, “...Pasif kalemlere ait enflasyon fark hesapları, herhangi bir suretle başka bir hesaba nakledildiği veya işletmeden çekildiği takdirde, bu işlemlerin yapıldığı dönemlerin kazancı ile ilişkilendirilmeksizin, bu dönemde vergiye tabi tutulur. Ancak öz sermaye kalemlerine ait enflasyon farkları düzeltme sonucu oluşan geçmiş yıl zararlarına mahsup edilebilir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sermayeye ilave edilebilir; bu işlemler kâr dağıtımı sayılmaz”hükmü yer almaktadır.

Sermaye azaltımının, ortaklar tarafından nakden veya aynen yapılan ödemelerden kaynaklanması halinde, ortakların esas olarak işletmeye koydukları sermayeyi Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde geri almış olmaları nedeniyle mükellefiyet statüsüne bakılmaksızın vergilendirme işlemi yapılmayacaktır.

Yapılacak olan sermaye azaltımında da öncelikle daha önce sermayeye eklenmiş olan geçmiş yıl karlarının ve enflasyon düzeltme farklarının işletmeden çekildiğinin kabulü gerekmekte olup azaltılan sermaye tutarı, geçmiş yıl karları ve enflasyon düzeltmesi olumlu farkları toplam tutarından fazla ise fazlalığın şirket ortakları tarafından nakit olarak konulan sermayeden kaynaklandığı kabul edilecektir.

Bu hüküm ve açıklamalara göre;

- Daha önceki yıllarda şirket sermayesine eklenmiş olan geçmiş yıl karlarının, şirketin sermaye azaltımı yapması sebebiyle ortaklara dağıtılması durumunda, kar dağıtımına bağlı vergi kesintisi yapılması,

- Daha önce sermayeye eklenmiş olan pasif kalemlere ait enflasyon fark hesaplarının sermaye azaltımı nedeniyle işletmenizden çekilmiş sayılması ve işletmenizden çekilen bu tutarların öncelikle kurumlar vergisine; vergi sonrası dağıtılan kazancın da kar dağıtımına bağlı vergi kesintisine tabi tutulması,

- Şirket ortakları tarafından şirkete nakden veya aynen konulan sermaye ticari kazancın bir unsuru olmadığından, sermaye azaltılmasına konu edilen tutar üzerinden vergi hesaplanmaması ve stopaj yapılmaması

gerekmektedir.” (GİB İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 31.01.2012 tarih ve B.07.1.GİB.4.34.16.01-GVK 94-388 sayılı Özelgesi)

VI- SONUÇ

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 462/3. maddesi uyarınca, bilançoda sermayeye eklenmesine mevzuatın izin verdiği fonların bulunması halinde, bu fonlar sermayeye dönüştürülmeden sermaye taahhüt edilmesi yoluyla sermaye artırımı yapılması mümkün bulunmamaktadır. Bu hüküm şirketlerin, bilançolarında sermayeye eklenebilecek bir fon mevcutken önce nakdi sermaye artırımı yaparak ve çoğu kez bunun miktarını yüksek tutarak, artırıma bazı pay sahiplerinin katılamamalarını ve menfaat kaybına uğramalarını önlemeye yönelik olarak getirilmiştir.

Yasanın anılan maddesinin özenli yazılmadığı açıktır. Doktrinde, uygulamanın hangi bilanço kalemlerini kapsadığı hususunda görüş birliği bulunmamaktadır. Ayrıca anılan hükmün “sermaye azaltımı” işlemlerinde vergisel tartışmalara neden olabileceği de düşünülmektedir. Konuya ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın 23 Ocak 2013 tarihli Genelgesi de dikkate alındığında, düzenlemenin muhtelif olasılıkları da dikkate alarak yeniden gözden geçirilmesi gerektiği kanaatindeyiz.       


 

Yazar: Erdal SÖNMEZ*

E-Yaklaşım / Mart 2014 / Sayı: 255______________________

* YMM, Eski Hesap Uzmanı




  • Bunları Unutmayın

    Tümünü Gör
  • E-Bülten



Mevzuat | Hesaplamalar | Formlar | SSS | Hayata Dair | İletişim | Hakkımda
Sitemizde yer alan bilgiler belli bir konunun veya konuların çok geniş kapsamlı bir şekilde ele alınmasından ziyade genel çerçevede bilgi vermek ve yorum yapmak amacını taşımaktadır. Bu paylaşımlar ile amacımız muhasebe, vergi, yatırım, danışmanlık alanlarında veya diğer türlü profesyonel bağlamda tavsiye veya hizmet sunmak değildir. Bilgileri kişisel finansal veya ticari kararlarınızda yegane dayanak olarak kullanmaktan ziyade, konusuna hakim profesyonel bir danışmana başvurmanız tavsiye edilir. Bu site ve içeriğindeki bilgiler, oldukları şekliyle sunulmaktadır; S.M. Mali Müşavir Burhan Eray bunlarla ilgili sarih veya zımni bir beyan ve garantide bulunmamaktadır. S.M. Mali Müşavir Burhan Eray, söz konusu site ve içeriğindeki bilgilerin hata içermediğine veya belirli performans ve kalite kriterlerini karşıladığına dair bir güvence vermemektedir. Site ve içeriğindeki bilgileri kullanımınız sonucunda ortaya çıkabilecek her türlü risk tarafınıza aittir ve bu kullanımdan kaynaklanan her türlü zarara dair risk ve sorumluluk tamamen tarafınızca üstlenilmektedir. S.M. Mali Müşavir Burhan Eray, söz konusu kullanımdan dolayı, (ihmalkarlık kaynaklı olanlar da dahil olmak üzere) sözleşmesel bir dava, kanun veya haksız fiilden doğan her türlü özel, dolaylı veya arızi zararlardan ve cezai tazminattan dolayı sorumlu tutulamaz.

© 2006-2012 Burhan Eray | Serbest Muhasebeci Mali Müşavir |