MAKALELER

Anasayfa > Makaleler

Karantina günlerinde medya okuryazarlığı

11.5.2020 07:01:00

Korona salgını nedeniyle televizyon ve sosyal medya kullanımında bir artış söz konusu. Peki bu içerikleri tüketirken ne kadar bilinçli seçim yapıyoruz? Çocukların medya kullanımından nelere dikkat etmek gerek? Sevcan Eray medya okuryazarlığının anlam ve önemini Kigem okurları için yazdı.

MEDYA OKURYAZARLIĞI NEDİR, NEDEN ÖNEMLİDİR?

“Güç bilgiden gelir.” der Francis Bacon. Bilgi de okuryazarlık gerektiriyor. Okuma yazmanın önemi anlaşıldığı için, son yüzyılda dünyada okullar mecburi hale getirildi. Zorunlu eğitim birçok sorunu çözdü, şimdi karşımızda daha gelişmiş bir sorun var. 

Modern zamanda “okur yazar” olmak ise, okuma yazmayı bilmenin ötesinde bir kavram. Okuma bilgisi sayesinde herhangi bir haberi, bilgiyi sadece okuyoruz. Peki okur olarak onu anlamlandırıyor, eleştirebiliyor muyuz? Yazma bilen her sosyal medya kullanıcısı yorum yaparken, yazar olarak mı içerik üretiyor? Ne kadar bilinçli ve sorumlu davranıyor? Yeni iletişim teknolojilerini böylesine etkin kullanırken, onların bizi yönetmesine engel olmak için bilinçli olmak zorundayız. 21. yüzyılın edinilmesi gereken en önemli becerilerinden biri olan Medya Okuryazarı olmak işte bu noktada önem kazanıyor.

Günümüzde iletişim teknolojilerinin gelişmesi ve artan yeni medya kanallarıyla veri bombardımanına tutuluyoruz. Dijital ve geleneksel medyanın güçlü hegemonik yapısı karşısında sayısız mesaja maruz kalıyoruz. Görsel, işitsel, yazılı ve dijital medya ürünleri hepimizi kuşatmış durumda. Medya çeşitli yöntemlerle, değer yargılarımızı ve tavırlarımızı yeniden şekillendiriyor. Kurguladığı gerçekliği algılama biçimlerimizi etkiliyor, manipüle ediyor. Ekonomik, kültürel, psikolojik durumumuza göre medya mesajlarına verdiğimiz tepkiler de değişiyor.

Artık sadece televizyon izleyicisi değiliz. İnternete cep telefonuyla bağlanan ve sosyal medyayı etkin olarak kullanan bireyleriz. İnternette yer alan bilgilerin doğruluğunu kontrol etmiyoruz. Dahası kaynağını ve güvenilirliğini sorgulamadığımız şeyleri paylaşıyoruz. Bilgiye ulaşmanın çok kolay ve hızlı olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Sadece bilgilenmiyoruz, değişiyoruz, evriliyoruz. Eskiden bağlı olduğumuz bu dijital teknolojilere bağımlı hale geldik.  Marshall Mc Luhan’ın “küresel köy” kavramında bahsettiği gibi, insanları birbirinden ayıran kültür farkları yok oluyor. Sosyal medya kullanıcısı olarak toplumdaki bu etkileşimin birer üreticisi haline geldik.

                 Günlük yaşantımızı giderek dolduran, saatler boyunca etkisi altında kaldığımız medyanın hayatımızda kapladığı yer oldukça büyük. Dinlediğimiz müzikten, cep telefonuyla yazışmalarımıza, televizyondaki reklamdan, farklı sosyal medya ortamlarını takip etmemize kadar akan medya mesajlarından uzak kalmak mümkün değil. Bununla ilgili Global Digital Raporu’ndaki bazı istatistikler medyayla ne kadar iç içe olduğumuzu gösteriyor.

                 2019 Global Digital Raporu’nda Türkiye

                 We Are Social ve Hootsuite’in ortaklaşa düzenlediği 2019 Yılı Global Digital Raporu internet kullanımı ve sosyal medya kullanım alışkanlıkları ile ilgili detaylı bilgiler sunuyor. “82.44 milyon Türk nüfusunun yüzde 72’sini oluşturan 59.36 milyonu internet kullanıcısı. Nüfusun %63’ünü oluşturan 52 milyonu sosyal medya kullanıcısı ve bunların 44 milyonu mobil olarak sosyal medyaya erişebiliyor. Türkiye’de kullanıcıların internette harcadıkları günlük süre ortalama 7 saat 15 dakika. Sosyal medya platformlarında ise günde ortalama 2 saat 46 dakika geçiriyoruz. Türkiye’de en çok zaman geçirilen sosyal  medya platformları;  Youtube %92, İnstagram %84, WhatsApp %83, Facebook %82, Twitter %58.”

Geleneksel medya aracı TV kullanımında durum nasıl?

RTÜK tarafından yapılan Televizyon İzleme Eğilimleri Araştırması’nda, 2006 yılından 2018 yılına kadar geçen sürede, günlük ortalama televizyon izleme oranlarının her geçen yıl düştüğü ortaya çıktı. 2006’da yapılan araştırmada televizyonu günlük ortalama 5 saat 12 dakika izlerken, 2018’de ise bu sürenin günlük ortalama 3 saat 34 dakika olduğu belirlendi. İnsanlar TV’den en çok haber programları ve dizi seyretmeyi tercih ediyorlar. Bu da medya içerisinde yer alan televizyonun haber kaynağı ve eğlence amaçlı olarak en çok kullanıldığını gösteriyor.

Yaş arttıkça televizyon izleme oranı artarken, gençlerde ise televizyonun yerini akıllı telefonlar, tablet ve bilgisayarlar almış durumda. İnternet kullanımının artmasıyla Netflix, Youtube gibi platformlar genç kuşaklar arasında yaygınlaştı.  Televizyona olan ihtiyaç azaldı. Dijital gelişmelerle, yenilenen ve değişen medya araçları karşısında eğitimli ve bilinçli olmak zorunlu hale geldi. Manuel Castells’in de ifade ettiği gibi, “Artık dijitalleşmiş ve ağlarla örülmüş bir toplumda yaşadığımızı reddetmemiz imkânsız.”

Çözüm: Medya Okuryazarlığı

Medya Okuryazarlığı; yazılı, görsel, işitsel ve yeni dijital medya içeriklerine erişme, çözümleme, değerlendirme ve üretimde bulunmak olarak tanımlanıyor. Eskiden okur ve tüketici olarak medya mesajlarıyla karşı karşıya kalıyorduk. Pasif halde sadece haberdar oluyorduk. Günümüzde ise, yazar olarak kendi medya iletilerimizi oluşturuyoruz. Aktif birer üreticiyiz. Özellikle çevrimiçi ve sosyal medya ortamlarında artık herkes üretim yapıyor.

 Medya okuryazarı olmaktaki amaç; siyasi ve ekonomik gücün hegemonyasında değerleri kabul edip bunları aynen yeniden  üretmek değildir. Gerçekle kurguyu ayırt edebilen, bilgiyi sorgulayan, eleştirel düşünebilen ve içerik üretme yeteneğine sahip bireyler yetiştirebilmektir. Tessa Jols ve Elizabeth Thoman’a göre, Medya Okuryazarlığı “Sakın seyretme!” demek değildir. Medya Okuryazarlığı “Dikkatlice seyret, eleştirel düşün!” demektir. Eleştirel bakış açısıyla iletileri çözümleyip değerlendirebilmektir. Üretimde bulunurken yaşadığımız hayatı sorgulayabilmektir.

Medyanın bireyler üzerindeki etkileri hissedildikçe, bu konuda eğitim verilmesine ihtiyaç duyulmuştur. Medya Okuryazarlığı Eğitimi Seferberliği 1920’lerde İngiltere’de başlatılmıştır. Bugün ABD, İngiltere, Kanada, Almanya, Finlandiya, Fransa gibi birçok ülkede müfredat içerisinde bir ders olarak okutulmaktadır. Ülkemizde ise Medya Okuryazarlığı dersi RTÜK ve MEB işbirliği ile 2007-2008 eğitim-öğretim yılında seçmeli ders olarak hayata geçirilmiştir. Hala ilköğretimde seçmeli ders olarak okutulmaktadır.

Çözüm İçin Neler Yapabiliriz?

Gereksiz bir bilgi yığınının içinde yolumuzu nasıl bulacağız? Maruz kalınan sayısız medya ürünüyle baş etmeyi nasıl öğreneceğiz? Neye göre seçimimizi yapacağız? Medyaya karşı nasıl bir duruş sergilemeliyiz?

Öncelikle bir vatandaş olarak hak ve sorumluluklarımızın bilincinde olmamız gerekiyor. Bu bilinci dijital ortamlara da yansıtmalıyız. Dijital mecralarda da haklarımızı kullanırken taşıdığımız sorumlulukların bilincinde olmalıyız. Etkin, saygılı ve duyarlı birer yurttaş olarak davranmalıyız. Medyadaki bilgi kaynağını ne olursa olsun değerlendirebilmeliyiz.  Eleştirel düşünerek, analiz yapabilmeliyiz. Bilginin ya da mesajın doğruluğunu sorgulayabilmeliyiz.  Onu yerinde kullanan bireyler olmalıyız.

Medya doğru olmayan bilgilerin ve davranışların içselleştirilmesini sağlayabilir. Medyanın kurgusal olduğunu kabul etmeliyiz. Söylem ve içeriklerini kendi ideolojilerine ve ticari kaygılarına göre oluşturduğunu bilmeliyiz. Realty Show’ların aslında ismi gibi gerçek olmadığını, önceden kurgulanmış olduğunu anlayabilmeli insanlar. Yayın organlarının sunduğu her şeyi aynen almak yerine düşünmeli, sorgulayabilmeli. Altta yatan nedenleri çözümleyip değerlendirebilmeli. Survivor’da yalnız olduğu izlenimi yaratılan yarışmacıların arkasında bir çekim ekibinin olduğunu bilerek izlemeli.

                 Artık imaj devrindeyiz. Her şeyi hızlıca öğrenmek istiyoruz. Gizem kalmadı. Bu hız içinde durup, düşünmeye ihtiyacımız var. Bir bilginin gerçek mi sahte mi olduğunu teyit edebilmeliyiz. Veri doğrulama platformlarını kullanmak bir çözüm önerisi olabilir. Fakat bu herkesin yapabileceği pratik bir yol değil. Teyit etmeyi düşünme, eleştirel bakış açısı kazanma öncelikle eğitimle olur.

                 Okullardaki klasik öğretme modeli değişmeli. Derste aktif öğretmen, pasif öğrenci konumlandırmasından çıkmalıyız. Öğretmen öğrencilerle, öğrenciler de kendi içlerinde etkileşim içinde olmalı. Dersin bir parçası olduğunu hissetmeli. Öğrenmeyi ve neden öğrendiğini sorgulayabilmeli. Böylece hayatın içindeki sorunlara gerçekçi çözümler sunulabilir. Bu kazanım da eleştirel medya okuryazarlığı eğitimi ile olur.

                 Medya okuryazarlığı dersi, birçok Avrupa ülkesinde ve Amerika’da müfredat içerisinde okutuluyor. Bizde ise ilköğretimde seçmeli ders. Bu dersin anaokulundan başlayarak, 12 yıl boyunca zorunlu olması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle çocuklar ekran karşısında savunmasızlar. Erken yaşlarda başlayacak bu eğitimle, geleceğin aktif, sorgulayan, düşünen gençlerini yetiştirebiliriz. Eskiden okullarda ebeveynler için okuma-yazma kursları olurdu. Ebeveynler için Medya okuryazarlığı kursları açılabilir. İstihdam edilmeyi bekleyen İletişim Fakültesi mezunu formasyon sahibi kişiler eğitim verebilir. Eğitimin üç sacayağı olan; aile, okul ve öğrenci bilinçli medya kullanıcılarına dönüştürülebilir.

           Teknoloji dünyayı değiştirirken, benliğimizi kaybetmeden bir karar vermeliyiz. Bize sunulanı düşünerek seçip, sorgulayacak mıyız? Medyanın yönettiği, sunulanı sorgusuz kabul eden bireyler mi olacağız? Yani medya okuryazarı mı olacağız, yoksa medyanın kölesi mi?

Yazan: Sevcan Eray
(İletişim danışmanı)

 

Not: Prof. Dr. Nilüfer Sezer ve Doç. Dr. Nuray Yılmaz Sert’in derlediği “Medya Okuryazarlığı Üzerine” kitabından ve Mutlu Binark – Mine Gencel’in “Eleştirel Medya Okuryazarlığı” kitabından faydalanılmıştır.

Makale Okunma Sayısı: 44

İlginizi Çekebilecek Makaleler

TÜM MAKALELER

E-Bülten Üyeliği

Sizin ve işletmenizin daha başarılı olmasını sağlayacak; makaleler, haberler ve gelişmeler için hemen üye olun!